Otuzuncu Harf facebook'da

5 Nisan 2014 Cumartesi

AHMET ÜMİT VE POLİSİYE ROMAN



  Polisiye roman, Dünya edebiyatında ilk olarak Amerika’da 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır. İlk polisiye kurguyla yazılan eser, Edgar Allan Poe’nun 1841’de yayımladığı Morg Sokağı Cinayeti’dir. Türün kurucusu olan Poe’yu, Emile Gaboriau, Maurice Leblanc, Gaston Leroux, Marcel Allain, Pierre Souvestre ve Artur Conan Doyle takip eder.
   Polisiye romanın Türk edebiyatına girişi ise, 19. yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşir. Dilimize çevrilen ilk polisiye roman, Fransız yazar Ponson de Terrail’in Paris Faciaları adlı kitabıdır. Bu eser, 1881 yılında Ahmet Münif tarafından çevrilmiştir. İlk telif polisiye roman ise Ahmet Mithat Efendinin1884’te yayımladığı
Esrâr-ı Cinayât adlı eseridir.
   Edebiyatımıza polisiye romanla giren Ahmet Ümit, bir çok roman kaleme almış ve bu romanların tamamını polisiye roman kurgusuyla sunmuştur.
  Ahmet Ümitderin romanlarında bir aneliz ve çetrefilli ilişkilerleokuyucuyu kitaplarına hapseder. Okuyucu kitaptan ve karakterlerden o kadar etkilenir ki  kitaplarının baş karakteri Başkomser Nevzat kitap karakteri olmaktan çıkıp bir çok insanın kahramanı oldu. Son kitabı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabının adında olduğu gibi Başkomser Nevzat bizim güzel abimiz oldu.

30 Mart 2014 Pazar

AŞKIN GÖZYAŞLARI 2

 yazar:Sinan Yağmur
yayın:Karatay yayınları

 Aşk denilince aklıma gözyaşlarını getiren hissedirren yaşatan anlatan Sinan Yağmur'un  kaleminden serinin ikinci kitabı. Okuyucusuna Şems ve Mevlana aşkını en içten hisssettiren yüzlerde hep şaşkın ifade ile her sayfasını heyecenla okutan kuşkusuz muhteşem bir biyografik anlatım.
   Mevlana kitaplarının müptelası, ailesine düşkün öğrencilerine bağlı saygılı doğru dürüst bir adam, Şems kitaplardan öteye geçmiş, gözü pek doğrularının arkasında gözü kara siyah feraceli sır dolu derviş. Siyahla beyaz kadar zıt olan iki kişilik ve zıtlıkların mükemmliğinden oluşan bir aşk öyküsü gerçek bildiğimizin çok daha ötesi çok daha fazlası, çok daha yaşanılası... Şems Cellaledin'in hayatına girdiğinde O yalnızca Cellaleddin Rumi'ydi. Şems Rumi'ye aşkda yok olmayı öğretmiştir,  O'nu her bir hecesi başka dilde yokluk anlamına gelen Mev-la-na yapmıştır.Şemsten önce Rumi aşk ile yanarken o günden sonra yana yana yok olmayı öğrenmiş ve bu yok olmanın yolunu kitaplarda değil yürekler olacağını anlamış. Derviş olmayı semah etmeyi dönerken huzur dolmayı öğrenmiş.
  İnsanın anlattıkça anlatası gelinen bu kitap kensinlikle okunmuş olarak hafızalarda yerini almalı, yıllardır aradığını bulduğunda o koca adamların çocuksu mutluluğuna, Şems gittiğinde Mevlana'nın iç yakan feryadına, aylarca gelmeyen Şems'in  Mevlana'nın HAMUŞ demesiyle nasıl geri döndüğüne, en sevdiğini ölümle kaybettiğinde neler yaşayacağına yakından şahit olmak için okunulacak kitap.Bunların yanı sıra bu aşkı okuduktan sonra kendi aşkınızı yüreğinizde taşıdığınızın aşk mı yük mü olduğunu sorguladığnız kitap.
...Mezarlığa gelen sensin ey can! Orada ölü-ölgün yatan benim. Senin yokluğuna dayanmak zor olurdu. Eğer ölen ikimiz olmasaydık..
...Hoşlanmadığına tahammül sabır değildir. Sevdiğine kavuşamayacağını bilsen de 
kavuşaçakmışcasına gayret etmendir. Bırak, sabır sana sabretsin ki acıyı bal eylesin..
...Döndükçe etekler yelpazelenirDöndükçe gönülde aşk tazelenir.

28 Mart 2014 Cuma

YAZARLARDAN HÜKÜMETE MEKTUP



Aralarında Orhan Pamuk, Günter Grass, Elif Şafak, Salman Rüşdi, Sergio Ramírez, Can Dündar ve Perihan Mağden gibi yazar ve gazetecilerinde bulunduğu bir grup hükümete bu mektubu gönderdiler:

''Geriletici bir hamle olan, yeni internet yasasısının yürürlülüğe girmesiyle Twitter ve YouTube’ın tamamiyle kapatılması, iletişim özgürlüğüne karşı yapılan kabul edilemez bir saldırıdır. Türkiye ’nin, 36 milyondan fazla kullanıcı ile Avrupa ’nın en genç internet kullanıcı kitlesini oluşturuyor olması gurur vericidir. Bu da Türkiye’yi, İslam dünyasında, küresel olarak interneti en çok kullanan ülkelerden biri haline getirmektedir. Farklı kitleleri birbirine bağlayarak, düşüncelerini ifade özgürlüğü sağlayan internet, demokrasiyi destekleyen ve güçlendiren faydalı bir iletişim ağıdır.Türkiye batının demokratik değerlerini laiklik ve İslam kültürü ile bir araya getiren bir ülkedir. Etrafı düşmanlarla sarılı değildir. İzole olmuş bir ülke değildir. Uluslararası toplumun parçasıdır. Türkiye’nin liderlerinden ricamız şudur ki demokrasinin temel taşlarından ifade özgürlüğü konusunda geri adım atmamak, tersine yükümlülüklerini tanıyarak, uluslararası anlaşmalar ışığında Twitter ve YouTube’ın acilen erişime yeniden açılmasıdır''

26 Mart 2014 Çarşamba

KİTAP VE HAYAT

-James Hawel: “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kağıttır.” Diyor haksızda değil. Balzac: “Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmalısınız.”der.

-Okuma seviyesini renkli resimlerle süslü gazetelere, ondan ne olduğu belli olmayan bir kısım dergi ve afişlere kadar düşürmüş olan insan için her şey bitmiş demektir.

-Kitap, hiç şüphesiz fertlerin ve milletlerin hayatım değiştiren, yenileştiren ve ilerlemelerini sağlayan en önemli vasıtalardan biridir.

-Yemek, içmek nasıl bedenimizin ihtiyacı ise, okumak da ruhumuzun vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Sıkıntımızı unutmak; hayatımızı, ruhumuzu, kafamızı, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aydınlatmak için mutlaka okumaya ihtiyacımız vardır.

-İnsan kitap okurken düşünmek için zamanı vardır. Tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşabilir.
-Okumayınca ne olur?
Elli-yüz kelimeyle günü kapatırız, bol bol argo konuşuruz, sevgi-saygı pınarlarını kuruturuz, dinleme ve konuşmada hoşgörümüz azalır, geçmişimi çabuk unutur hatalarımızdan ders çıkarmayız, önümüzü göremeyiz, insanlara yabancılaşır dostlardan
uzaklaşırız, hayallerimiz basit ve monotonlaşır, düşüncelerimiz azalır, küçülür adeta.

USTAM VE BEN

  Elif Şafak, kalemin kalemlikte çıkıp üretim fabrikasına dönüştüğü, yazının sıkıcılıktan çıkıp seni çocuk gibi alıp roman diyarına götüren ellere, düşünce yapısına, kurgu bilgisine sahip insan, kadın, yazar.
  Beni yakından tanıyanlar onu çok abartığımı o kadar da iyi bir yazar olmadığını, söylüyorlar ama yanılıyorlar çünkü onlar önyargılı, önyargılarıda şu ''Milyonlar kişi tarafında okunan popüler bir yazar ve bu popülerliğini korumaya yönelik yazıyor.'' sorsan kaçta kitabını okudun, okuduysan nerde hata gördün neyi yanlış yapıyor dersen birşey bulamaz.Bizim milletin özelliğidir zaten bilmeden, okumadan eleştirmek hatta kör testere ile kırıp dökmek.
  Elif Şafak'ın son kitabı Ustam ve Ben okuyan bilir Şafak kitapta Mimar Sinan, çıraklarını ve baş karakterlerden olan fili (Çota) anlatıyor. Okumaya başlamadan önce kitabı araştırdım ve konusunun Mimar Sinan olduğunu biliyordum ama kitabı okumaya başladım Mimar Sinan'dan çok Çota var. Ama kitabın sonuna geldiğim Şafak ''yazardan not'' diye bir sayfalık not var o notu okuyunca anladım neden Mimar Sinan arka planda ve  bir kez daha saygı ve hayranlık duygum Elif Şafak'a.



"İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış.''

25 Mart 2014 Salı

''AŞK ŞAİRİ'' CEMAL SAFİ

Cemal Safi kimdir?
1938 yılında Samsun’da dünyaya geldim. Sakarya İlkokulu’nda okudum. Sanat Enstitüsü’nden sonra tahsilimi yarıda bıraktım. Kendi kendimi yetiştirdim. Büyük şairlerin kitaplarını okudum, onlardan etkilendim. 1962’de askerden sonra Şükran Hanım’la evlendim. İki oğlum ve bir kızım oldu. 1978 yılının 17 Nisan’ında aşkı tanıdım bir bakışla. Platonik olarak bu aşk dört yıl sürdü. Lakin bu sürede aşkı çok iyi öğrendim. Aşk konusunda yazdığım şiirler, şarkılar oldu. İki yüz tane şarkı olan şiirim vardır en az. 2004 yılında “Türkçeyi en iyi kullanan şair” ödülüne layık görüldüm ve şiirlerim İtalyanca, Arnavutça ve Romence olmak üzere üç dile çevrildi.

“Tek Hece” şiirinizde etkileyici bir şekilde tarif ediyorsunuz ama bir de aşkı sizin cümlelerinizle düz yazı olarak yazmanızı istesek neler söylersiniz?
Şimdi ben orada aşkı tüm boyutlarıyla anlatmaya çalıştım, anlattım zannediyorum. Çünkü “yaşanmadan çözülmeyen sır benim” der zaten aşk. İsmi “aşk” herkes duydu ama kaç kişi yaşadı? Bülbül benim lisanımın ölçüsü. Bülbül hakikaten aşkı çağırır, aşk için feryat eder. Gönülden yangındır, öyle yangındır o. Gül solarken pişman olur Bülbül’ü üzdüğüne ama iş işten geçtikten sonra. Benim bir beyitim vardır “ya vaktinde değerimi bileydin ya değerin kaybolmadan geleydin, saltanatın miadının doldurdu, gönlüm seni tedavülden kaldırdı” der. Aşk mantık ötesi bir olay. Akil insan sevgisini dostlarıyla paylaşır. Ailesi, arkadaşları, oğlu, kızı neyse değil mi? Ama akla ziyan veren tek duygu aşktır. Aklın dediğini yapamazsın, duygun ağır basar, duygu galebe çalar aşkta. Bütün sevdiklerinden sevgini geri alırsın bir yere kanalize edersin. Aklına zeval verirsin. Ne zaman ki aşk zayıflar akıl yine meydana çıkar ve kınar; “Sen ne yaptın? Ne hale geldin? Beni pasifize ettin ve yanlışlar yaptırdın.” Yani aşk nedir biliyor musun? Nasıl edebiyat tarihi dallarıyla, kollarıyla, branşlarıyla bir üzüm bağıysa, üzüm bahçesinde Aşk şaraptır. Aşkta aynı bu şekilde kıyaslanabilir.

Ankara size ne ifade ediyor?
Ankara modern bir şehir, Atatürk’ümüzün bize bir armağanı. Eğitim şehri, edebiyat şehri... Yahya Kemal ve Orhan Veli’nin haricinde çoğu şair Ankara’dan gitmedir İstanbul’a. Benim de İstanbul’a gitmemi çok istediler ama eşim ve kızım razı olmadı.

Bir şair olarak Ankara’da olmanın dezavantajı oluyor mu? İstanbul’da olsanız ününüz daha yaygın olur muydu?
Ankara’da olmak dezavantaj. Evet, İstanbul’da olsam ünüm daha yaygın olurdu her gün televizyonlarda olurdum... Sanatkar burada doğar İstanbul’da büyür. Sanat ve sanatkar iltifat gördüğü yerde baki kalır. İltifat, rağbet görmüyorsa göçer.


Onlarca bestelenmiş şiiriniz var. Belki de en çok Orhan Gencebay tarafından bestelendi. Orhan Gencebay’la tanışmanız ne zaman ve nasıl oldu?
Yüzlerce bestelenmiş şiirim var yalnızca kırk altı tane Orhan Gencebay’da var. Orhan benim kardeşimin Samsun’dan sınıf arkadaşıdır. İyi tanıyorum Orhan’ı ama koptuk o İstanbul’a gitti şöhret oldu ben Ankara’da kaldım. Sonra 80’li yılların başında benim şiirlerim gazetelerde, kitaplarda, dergilerde yayınlanmaya başladı, elimden almaya başladılar. Mecbur oldum vermeye yani baskı vardı üstümde. Ben şiirlerimin duyulmasını istemiyordum ama Orhan’a bütün kitaplar, dergiler gidiyor, bakıyor Cemal Safi... Çok etkileniyor benim şiirlerimden çünkü ben gerçek aşkı yazıyordum. Orhan, “Acaba o mu diyor bizim Samsunlu Cemal Safi.” Araştırıyor ben olduğumu öğreniyor sonra kardeşime ısrar ediyor “Cemal Ağabey bana yollasın şiirlerini ben artık başka şiir beğenmiyorum, sadece onunkileri besteleyeceğim.” diyor. İki sene yollamadım şiirlerimi. Şarkı olsun istemiyorum dedim, duyulsun, dile düşmeyelim istiyorum. Sonra kardeşim, “ayıp Cemal Abi, insan iki üç şiirini verir” dedi. Ben de en sonunda tamam dedim. 30-40 şiir götürdüm herhalde 85 yılıydı her sene bir kaset çıkardı. Derken ikimizin beraberliği bir çığır açtı. Bir de bir farklılık getirdi Orhan’ın ifadesiyle Türk müziğinde yeni bir form gelişti. Çünkü ben söz yazarı değildim benim şiirlerim icabında 8, 10 kıta hepsini birden okumaya başladı. Hem şiir okuyor hem şarkı söylüyor falan. Derken bütün memleket duydu. Bu sefer bestekarlar benim peşimde koşmaya, teveccüh göstermeye başladılar. Sonra 89 yılında “İmkansız” adlı şarkıyla bütün ödülleri aldık, “Yılın Şair”i seçildik. Peş peşe ödül alınca herhalde bunda bir hikmet var dediler...

Gencebay’ın önemi nedir?
Orhan dünya çapında bir müzisyendir. Basit bir bilgiye sahip değildir. Yaptığı işi hakkıyla yapar, hakkını verir. Biri herhangi bir konuda gelip Orhan’ı sorguya çektiğinde, onun bilgisinin kendisinden fazla olduğunu görür. Türk müziğinin çok üstünde bir bilgiye sahiptir. Esas müzisyenler bilirler Orhan’ın bilgisini. Binlerce kaseti olan bir adam. Onu tenkit edecek kişinin ondan üstün olması gerekir…

Gencebay tarafından ilk bestelenen şiiriniz hangisi?
“Dön” aynı albümüne 3 şiir verdim… “Dön”, “Kal Sağlıcakla” ve- “Niye?” .

Daha önce Orhan Gencebay tarafından bestelenen “Git” adlı şiiriniz, son zamanlarda Candan Erçetin tarafından yeniden yorumlandı. Sizce hangi yorum daha güzel oldu?
Orhan Gencebay’ın müziği çok iyi müzikti ama bu şiirin müziği değildi. Candan sözleri öne çıkarmış altına marş gibi bir müzik oturtmuş, şarkı bu haliyle çok beğenildi... Orhan’ın müziği güzel ama Candan uyanık davranmış, Orhan’a çalımı atmış!
İlk şiirinizi ne zaman yazdınız.
Toplam kaç şiiriniz var?
İlk şiirimi ilkokulda yazdım. 10 ya da 11 yaşındaydım. Arkadaşlarım alay ederdi benle “şair mi olacaksın” diye. Dörtlükleri dahil edersem 500’den fazla şiirim var. Bir ömür için fazla bile. Çok şiir yazmak marifet değildir. Mesela Cahit Sıtkı deyince akla ne gelir? “Yaş 35 yolun yarısı” gelir ama kendisinin bir sürü şiiri vardır. Yani önemli olan akılda kalmaktır...

“Ya Evde Yoksan” şiiriniz neredeyse bestelendiği günden beri hiç popülaritesini yitirmedi. Şarkı olarak, film müziği olarak ve en son da bir yoğurt reklamı olarak yeniden gündeme geldi. Bunun nedeni nedir? Bu şiirin öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?
Şanslıymış. Önce Orhan Gencebay’ın şarkısı oldu. “Sakarya-Fırat” dizisine aldılar bir hamam sahnesinde kullandılar. Neredesin Firuze sinema filminde kullanıldı. Sonra “Sek” yoğurt firması 15 aylığına aldı. Orhan Gencebay’a, “bir şarkının mürüvvetini gördüm o da Ya evde yoksan.” dedim...

Hikayesi ise; bir gün odamda oturuyordum çilingir sofrasını kuracaktım dışarıda yağmur var perdeyi kapatayım dedim bir adamla göz göze geldik, yorgun argın kılıklı bir adam kapıya baktı, bana baktı sonra karşı binaya baktı biraz adım attı yine kapıya baktı. O an ilham geldi sonra dedim ki sevgili insan arıyorsan “ya evde yoksa kız?”... Evde kimse olmasa, yiyecek içecek olmasa bunun parası da yoktur dedim. Bıraktım gittim odama şiir odam vardır gaz lambasını yaktım, mum yaktım ve yazdım.

http://magdergi.com/askin-sairi-cemal-safi/

22 Mart 2014 Cumartesi

KİTAP OKUMANIN FAYDALARI NELER?

Kitap okumanın faydaları, kitap okumanın getirileri nelerdir?

 + Kitap okumak düşünce ufkunu geliştirir, kişilerin olaylara bakış açısını, onu irdeleme, analiz etme şeklini geliştirir.
 + Kitaplar kişinin kelime dağarcığını geliştirir. Daha çok kelime öğrenen insan daha iyi konuşur, daha iyi ikna eder dolayısıyla isteklerine daha kolay ulaşır. Söylemek istediklerini, duygularını daha iyi ifade eder.
 + Kitap okumak algı gücünü kuvvetlendirir. Kişinin okuduklarını daha kolay, daha iyi kavramasını sağlar. Bu onlara okul, iş vb. yerlerde başarı getirir.
 + Kitap okumak güzel bir uğraştır. Kişinin vaktini güzel geçirmesini sağlar, stresi azaltır.
 + Kitap okumak konuşma becerisini geliştirir. İyi konuşan insan çoğu zaman kazanır.
 + Elde edilen bilgiler genel kültür seviyesini geliştirir. Kişinin toplumdaki yerini, statüsünü, önemini arttırır.
 + Kitaplar hayal gücünün sınırlarını genişletir. Hayal gücü genişledikçe başarı, mutluluk gelir.
 Gördüğünüz gibi kitap okumanın birçok faydası vardır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Kitap seçiminin iyi yapılması gerekmektedir. Kitaplar, kişiyi olumsuz etkilememelidir.

31 Ekim 2013 Perşembe

KİTAP NE İŞE YARAR?


Kitabın bir bir yararından bir tanesi !!!


16 Ekim 2013 Çarşamba

BİR YOL DAHA VAR!!!

   Önceki yazılarda ülkemizde kitap okuma oranın az olduğunu, bu azlığa nelerin sebep olduğunu, bu azlıkla neleri kaçırdığımıza değinmiştik. Bugün kitap okumayanlar, okuyunca sıkılanlar için bir çözüm üretelim..
    Bizler kitapta, gazetede, dergide hatta makalelerde resim ya da fotoğraf arayan bir ülkeyiz, içinde resim ya da fotoğraf yoksa o yazı gözümüzde büyür büyür dağ gibi olur bu nedenle ki ülkemizde ne makale, ne deneme ne de fikir gazeteleri doğru düzgün okunuyor.
     İşte bu nedenlerden dolayı içinde resim ve fotoğraf olmadan hiçbir yazı türünü okumayanlar için önerimiz ''çizgi romanlar''... İstemediğiniz kadar resim var içinde. Bu zeka ürünü yazı türünü de tüketmiyoruz malesef...
     Sevgili okurlar siz, yakınınızda çevrenizde hatta uzağınızda olanlara ailenize, akrabalarınıza, yakın dostlarınıza, arkadaşlarınıza kim ki resim ve fotoğrafsız hiçbir yazı türünü okumuyorsa lütfen çizgi roman öneriniz bari çizgi roman dünyasına yeni bireyler katalım...

25 Eylül 2013 Çarşamba

BİZ VE DİĞER ÜLKELER

Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

   Hepimizin temennisidir böyle bir memleket ama sadece bir temenni olarak kalıyor malesef... Öyle bir memleket istiyoruz ki din, dil, ırk, millet, siyasi fikirler ayırt edilmeksizin herkesin kardeş olduğu, herkesin eşit olduğu, bir arada olduğu bir memleket... Ama sorarsak kim bu temenniler gerçek olsun diye bir çaba harcıyor diye??? Evet kafalarda bir sürü soru işareti oluşur...
    Biz düzeltmeyi değil yıkmayı, birleşmeyi değil ayırmayı, sevmeyi değil kini körüklemeyi çok iyi başarıyoruz. Başka ülkelerde spor müsabakaları şenlik gibi geçerken bizde her sene kavga dövüş, kan ve ölümle sona eriyor. Başka ülkelerde insanlar istediklerini giyebiliyor (açık yada kapalı) herkes özgür. Başka ülkelerde insanın canı kıymetli bir kişi ölünce tüm ülke ayağa kalkıyor. Biz artık ölümlere alıştık, ölüme alışılır mı???
  Bunların hepsinin nedeni kültürümüzden kaynaklanıyor neden mi çünkü biz okumuyoruz, araştırmıyoruz, başka ülkelerde hayat nasıl işliyor bilmiyoruz sadece ailemizden ve çevremizden aldıklarımızla yetiniyoruz. Ama artık yıl oldu 2013 bilgi, teknoloji, haberleşme çağındayız civcivin yumurtayı kırıp gerçek dünyayı görmesi gibi gerçek dünyayı görelim artık...

22 Eylül 2013 Pazar

MUASIR MEDENİYET

    Osmanlı'nın gerileme döneminden beri değişmeyen ve eksilmeyen bir tartışmadır kültürümüzün batı kültürü etkisinde kalması...
    Evet kültürümüz batının etkisi altında ama bu onların bize yaptığı bir asimilasyon politikası falan değil, bunun tek sebebi bizim kültürümüzde gelişmenin olmaması. Osmanlı belli bir kültür, sanat ve yaşam tarzı üretirken batının etkisine girmedi ne zaman Osmanlı üretimi durdurdu, batıdan etkilenmeye başladı.
   
   Bir kültürün örnek olabilmesi için; o kültürün sürekli üretken olması, ürettiğini dışa aktarması satması için o dönemin şartlarını en iyi şekilde kullanması lazım. Bizim kültürümüz örnek bir kültür değil bu şartlarda da olamaz çünkü şartlarından faydalanamıyoruz... Ne adam akıllı bir film yaparak kültürümüzü yansıtabiliyoruz ne de kitap yazarak... Ama batılılar bunu en iyi şekilde kullanarak bir film yada kitapla kültürlerini tüm dünyaya sunabiliyorlar.
     Bu milletin önünde 100 yıldır bir hedef var '' Muasır medeniyetlere ulaşmak'' ama bırakın bu hedefe ulaşmayı bir elimiz alnımızda parıldayan güneşe siper eder gibi muasır medeniyetleri izliyoruz.
Sosyal Medyada Biz

© OTUZUNCU HARF All rights reserved | Theme Designed by Seo Blogger Templates